Turizm çalışmaları kapsamında Kozlu Kilisesi yıkıntıları gezildi

Zonguldak’ta devam eden turizm çalışmaları kapsamında Kozlu Kilisesi yıkıntıları gezildi. Kilise yıkılmadan önce hazırlanan rölöve & restitüsyon & restorasyon projesinin ekindeki rapor şöyle:

 

Kozlu Kilisesi, Zonguldak ili, Merkez ilçesi, Kozlu Beldesi, Kozlu Belediyesi mülkiyetinde, 25 ada, 3 parselde yer alır. Ankara K.T.V.Koruma Bölge Kurulu’nun 05.12.2003 gün ve 8887 sayılı kurul kararı ile tescillenmiştir.

1.1 KOZLU’NİN COĞRAFİ DURUMU
Kozlu Beldesi, Zonguldak ili merkez ilçeye bağlı, 570.870 metrekarelik yüzölçümü ile kuzeyinde Karadeniz ve Batısında Ereğli, doğusunda Zonguldak ile çevrili yaklaşık 33.776 nüfusuyla ve belde merkezine bağlı18 köyüyle 150 yıllık bir tarihi geçmişi olan bir yerleşim birimidir.

1.2 ZONGULDAK VE BÖLGE TARİHİ
İlkçağ’dan günümüze (Yakınçağ) değin Zonguldak ve çevresinin tarihçesini, tarihsel kronolojiye uygun olarak açıklayabiliriz
– Frigyalılar (Frigler) Dönemi (MÖ 1200/750-676)
– Yunanlıların (İyonlar ve Diğerleri) ve Lidyalıların Kolonileri Dönemi (MÖ 7. -6. yy)
– Persler (Eski İranlılar) Döneminde (MÖ 555-MÖ 333)
– Büyük İskender, Bitinya ve Pontus Krallıkları) Döneminde (MÖ 4. yy-MÖ 1. yy)
– Romalılar Döneminde (MS 1. yy-4. yy)
– Bizans (Doğu Roma İmparatorluğu) Döneminde (4. Yüzyıl-13. Yüzyıl)
– Anadolu Selçukluları (1075/77-1308) Döneminde (11.-13.yy)
– Beylikler Döneminde (13. yy-15. yy)
– Osmanlı Döneminde (14. yy-20.yy)

Ereğli yöresi, Osmanlı yönetimine girdikten sonra, tıpkı Amasra (Bartın İli’nin ilçesi) gibi, bir gerileme dönemine girmiştir. Zonguldak ve çevresi için barış ve huzur ortamı da pek uzun ömürlü olmadı.

Zonguldak bölgesinde genel olarak 16., 17. ve 18. yüzyıllarda çok önemli olaylar yoktur. Ancak, 18. yüzyılda bölgede Ayanlar’ın ortaya çıktığını görüyoruz. Gerçekte Osmanlı İmparatorluğu, Anadolu’nun bir çok köşesi gibi bu bölgeyi de kaderine terk etmiştir. Osmanlı çağındaki adı ile Bender-i Ereğli, Filyos (Hisarönü) ve Devrek, küçük birer yönetim merkezi ve salt kendi çevrelerinin Pazar yeri durumunda kalmışlardır. 18. yüzyıldan sonra Ereğli’de yelkenli gemiciliğin önem kazandığı görülür. Fakat, bugüne değin iyi iş yapan yerli armatörler (gemi işletenler), çağın gereklerine (gelişen teknolojiye) uymayı başaramadıkları için birer ikişer iflasa sürüklenmişlerdir.

18. yüzyılın başlarında çevreyi geçen Uluslu İ. Hamdi Efendi, Atlas adlı eserinde Zonguldak ormanlarının olağanüstü zenginliğini dile getirir. 18.yüzyılın ikinci yarısında Şile’ den Cide’ ye kadar bir çok iskelenin “hatab ( odun) iskelesi” yükümlülüğüne bağlandığı bilinmektedir. Odun iskelelerinin başlıcaları; Karasu, Ereğli, Filyos, Bartın çayı, Amasra ve Cide’ dir. Başkent İstanbul’un yakımlık odun ihtiyacının yanı sıra bu iskelelerden Tersani Amire için gemi keresteleri, tomruk ve direk sağlanmaktadır. İç kesimlerde yaşayan halk toprağa bağlı, tarım, ormancılık ve hayvancılıkla ilgilenmektedir.

1825’ de Bolu sancağı; Merkez, Çağa, Kıbrıscık, Mengen, Gerede, Viranşehir (EskiPazar), Traklıborlu (Safranbolu), Yenice, Yedidivan, Ulus, Onikidivan (Bartın), Hızırbeyili, Mudurnu, Konuralp ve Ereğli kazalarından oluşmaktadır. Şimdiki Zonguldak şehir merkezi; Ereğli kazasına bağlı, deniz sahilinde ‘’Tahta İskelesi” olan bir koydur. Tahta İskele çevresinde depolanan kerestelerin, buradan İstanbul’ a Haliç Tersanesine gönderildiği bilinmektedir. Çağın gereği olarak, deniz ulaşımında buhar gücü için gerekli olan “buhar kömürü” daha sonraki yıllarda yine bu sahillerden sağlanacaktır. İdari yapılanmanın yanı sıra, Taşkömürü Havzasında askeri düzenlemeler görülmektedir.

Taşkömürü’ nün varlığı 1830’ dan itibaren kesin olarak bilinmektedir. 1830 – 1848 tarihleri arasında arama ve işletmecilik faaliyetleri hakkında çok ayrıntılı bilgi olmamakla birlikte; 29 Temmuz 1843 (2 Recep 1259) tarih ve 3874 numaralı Sadaret-Sadrazamlık Tezkeresi’nde Ereğli ve Amasra’da üretilen “vapur kömürünün” İstanbul’ da pazarlanmasından söz ederek gerekli düzenlemelerin yapılmasından sonra Devlet hazinesine sağlayacağı katkı anlatılmaktadır. 1848’ de yapılan inceleme ve düzenlemelerle, “taşkömürü bulunan yerler” saptanarak “havza sınırları” ilk kez tanımlanmıştır. I.Abdülmecid’in fermanıyla; Taşkömürü Havzası “Evkaf-ı Celile-i Mülükane” (Vakıflar İdaresi Mülkleri) topraklarına dahil edilmiş, I.Abdülmecid Vakfı adına tapulanmıştır. İdaresi ve işletilmesi de Hazine- i Hassa’ ya (saray bütçesi) verilmiştir.Taşkömürü Havzasından elde edilecek yıllık kira bedeli Evkaf Nezareti ( vakıflarla ilgili işleri yürüten örgüt ) denetiminde, dini hayır kurumlarına tahsis edilmiştir. Taşkömürü havzasında üretimin arttırılması için işgüçü ve taşıma eksikliklerinin giderilmesi zorunluluğu doğmuştur.

Padişah I. Abdülaziz’ in (1861-1876) emriyle, havzanın yönetimi 10 Şubat 1865’ de Bahriye Nezaretine devredilerek, Maadin-i Hümayun Nazırı ve aynı zamanda Ereğli Kaymakamı unvanıyla birlikte Mirliva ( 1864’ de Osmanlı taşra yönetimindeki yapılanma ile eyalet,sancak,kaza ve ağa yerine vilayet (vali), sancak (mutasarrıf), kaza (kaymakam), Nahiye (müdür) ve Köy (muhtar) idari düzeni getirilmiştir. 1867 tarihli tüm vilayetleri kapsayan “Vilayet Nizamnamesi” ne göre Kastamonu Vilayetinin Merkez, Sinop, Çankırı ve Bolu olmak üzere 4 sancağı, 21 kazası ve 30 nahiyesi bulunmaktadır. Bolu Sancağının; Merkez, Göynük, Düzce, Ereğli, Bartın ve Gerede olmak üzere 6 kazası ve 30 nahiyesi bulunmaktadır. Bu düzenleme ile Amasra nahiyesi de, 58 köyü bulunan Bartın kazasına bağlanmıştır. Bartın ve Amasra’ nın Dilaver Paşa Nizamnamesi (Teamülname) gereği Ereğli Kaymakamlığı sınırları içinde olması taşkömürü havza sınırları ile ilgilidir. 1865’ de Dilaver Pata, Maadin-i Hümayun Nazırı ve aynı zamanda Ereğli Kaymakamı unvanıyla birlikte atanmıştır. Ancak, bu tarihlerde Ereğli Kaymakamlığı ve Maden Müdürlüğü ünvanlarının birbirinden ayrıldığı anlaşılmaktadır.

TBMM Hükümeti, 20 Nisan 1920’ de Devrek, Ereğli, Mudurnu, Bartın, Göynük ve Zonguldak’ı Bolu Bağımsız mutasarrıflığından ayırarak, Kastamonu vilayetine bağladı. 14 Mayıs 1920’ de de Zonguldak kazasını mutasarrıflık haline getirilerek, Kaza Kaymakamı Ahmet Cevdet Bey mutasarrıf vekili olarak görevlendirilmiştir. TBMM’nin ilk mutasarrıflık yaptığı ilçe olarak tarihdeki yerini alacaktır.

Türkiye Cumhuriyetinin İlk İli Zonguldak; 1 Nisan 1924 tarih ve 491 sayılı Teşkilat- ı Esasiye Kanunu’ nun 60. maddesine göre sancaklar kaldırılınca, Zonguldak bağımsız mutasarrıflığı, Vilayet yapılmıştır.

Zonguldak, 1 Nisan 1924 tarihinde, Cumhuriyet sonrası kurulan ilk il olma unvanını kazanmıştır.

1.3 YAPININ BELGELENDİRME TEKNİĞİ
Kozlu kilisesi’ tüm ölçümleri total station aleti kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Merdiven, söve, pencere, kapı vb. bir takım mimari öğelerin detaylı çizimlerinde ise MSR isimli fotoğraf rektifiye programından faydalanılmıştır. Malzeme analizlerinde ve bozulmalarda fotoğraflardan ve arazi eskizlerinden faydalanılmıştır.

1.4. KOZLU ORTODOKS KİLİSESİ
Kozlu Belediyesi mülkiyetinde bulunan Kozlu Ortodoks Kilisesi hakkında ne yazık ki yazılı veya görsel çok fazla bilgi günümüze ulaşamamıştır. Sözlü kaynaklardan bilindiği kadar ile, zaman içinde, sinema, depo, işçi barınağı vb. birçok farklı işlevlerle kullanılmıştır. Bu kullanımlar nedeni ile zaman içinde yeni duvarlar eklenmiş, duvarlar badana edilmiştir.

Günümüzde kilise harap halde olup kullanılmamaktadır. Yapının doğa şartlarına açık olması nedeni ile zaman içinde üst örtüsünün büyük bir kısmı ile doğu cephesi duvarı zaman içinde yıkılmıştır. Yapının yapım tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Ancak yapım tarihi olarak yaklaşık 1800 yılların sonu olması muhtemeldir.

Kilise, mimari plan çözümlenişi, malzeme kullanımı ve özellikleri ile tipik bir Ortodoks Kilisesi örneğidir. Bir yapı, yapım tarihi, yapım niteliği gibi özellikleri ile korunması gerektiği gibi yaşadıkları ile de korunması gerekli eser olarak da nitelendirilebiliriz. Bu kilisenin yapımı sırasında bölgede yaşayanlar, zaman içerisinde kullananlar, Kozlu tarihi açısından önemlidir.

1.5. KİLİSENİN MİMARİ TANIMLANMASI
Kilise, Kozlu merkezde tepe eteğinde yer almaktadır. Kesme, moloz taşın birlikte kullanıldığı kagir duvarlar üzerine, ahşap makaslarla oluşturulan alaturka kiremit örtülüdür. Pencere söveleri veya köşe taşları gibi yerlerde kesme taşlar, girişinde mermer sütunlar, yer yer de tuğla kullanılmıştır.

Zemin Kat
Zemin kata batıdan ana giriş kapısı ile girilir. Yıkık olan doğu cephesinde sonradan ayrıca bir kapı açılmıştır. Özgün halinde zemin döşemesi mermer olup yıkılan kısımlar nedeni ile döşemeler anlaşılmamaktadır. Bu giriş kısmından yukarıya, güneybatı köşede bulunan kısımdaki merdiven ile ulaşıldığı yapıdaki izlerden anlaşılmaktadır. Ancak günümüze bu merdivenden bir tek basamak bile ulaşmamıştır. Yapıda değişiklikler yapılan, boyanan, müdahale gören kısım çoğunlukla ana ibadet hacmidir. Özgün halinde tek parça olan kısım b,r,ket duvarla bölünmüştür. Doğramalar ahşap olup, günümüze ulaşabilen kısımlar özgün olup, bir kısmında da doğramalar ya eksik olarak ulaşmış ya da ulaşamamıştır.

Üst Kat (Balkon)
Yukarıda da belirtildiği gibi üst kata ulaşan merdivenler günümüze ulaşamamıştır. Bu kat zaman içiresindeki farklı kullanımlar nedeniyle muhdes ahşap elemanlarla uzatılarak büyütülmüştür. Özgün kısımda metal putreller ve tuğlalarla oluşturulmuş volta döşeme yer almaktadır.
Üst kat, ana ibadet mekanına açılan ve üç açıklı bir balkon niteliğindedir. Herhanbi bir ara bölme duvarı yer almaz.

Üst Örtü
Kilisenin üst örtüsü ahşap makaslarla oluşturulmuş bir iskelet üzerine ahşap elemanların kaplanmasıyla sağlanmıştır. Üstte alaturka kiremitle örtülürken ieride bağdadi sıva ile kaplanarak elips bir üst örtü meyadan getirilmiştir. Ana mekanın ortasında 12 köşeli bir tavan göbeği yer alır. Günümüzde tamamen beyaz badanlı olan bu örtünün üserinde muhtemelen zengin süslemeler yer aldığı tahmin edilmektedir.

Kuzey Cephesi
Kilisenin denize bakan bitkilenme vb. bozulmaların yoğun gözlendiği cephedir. Taş zemin kat duvarlarının köşeleri, zemin kat pencereleri ve giriş kapısının sövelerinde kesme taş kullanılmıştır. Girişin bulunduğu batı cephe köşesinde devşirme bir mermer sütun yer alır. Ana yaşama katının döşeme ve tavanın kotunda cephede iki sıra 12 cm genişliğinde ahşap girişlerle kat silmesi oluşturulmuştur.
Bu cephede ana ibadet mekanına açılan üç adet kemerli taş söveli pencere ile bir adet balkona ait yine kemerli bir pencere yer alır . Narteks kısmın özgün halinde açık olan kısmı günümüzde muhdes tuğla duvar ile kapatılmıştır. Üst kattaki pencere doğraması tamamen kayboşmuş, diğerleri ise oldukça kötü durumda günümüze ulaşabilmiştir.

Doğu Cephesi
Kilisenin yola bakan ve yakın zamanda doğa şartlarına dayanamayarak yıkılan cephesidir. Günümüze neredeyse bu cepheden hiçbir şey ulaşamamıştır. Muhdes duvar alınları ve parçaları dışında kuzey ve güney cephe beden duvar alınları ile çatı ahşap makasları bu cepheyi oluşturur.

Güney Cephesi
Kilisenin mahalleye bakan uzun cephesidir. Kuzey cephesi gibi ana ibadet mekanına açılan üç adet pencere yer alır. Batı köşesi ise içeride merdiven yer aldığı içi sağırdır.
Özellikle yıkılan doğu cephesine yakın kısımda oldukça fazla yıkılma görülür. Duvar moloz taştan yapılmıştır. Cephe alaturka kiremit kaplı çatı ile sonlanır.

Batı Cephesi
Kilisenin giriş cephesidir. Biri köşede biri ortada olmak üzere iki adet devşirme sütunla oluşturul narteks kısmı ve merdivenin oturduğu sağır kısımdan oluşur. Özgün halinde iki sütun arası açık olmalıdır. Günümüzde muhdes bir duvarla kapatılmıştır.
Giriş üzerinde üst kotta üç adet pencere ve onun üzerinde üçgen çatı alnı yer alır.
Çatı boşluğu içerinse bakın sağır alında sonradan iki adet pencere açılmıştır.
Girişin içerisinde yapının ana girişi ve üzerinde mermer kitabesi yer alır.